Diyaliz Nedir ?

Eylül 22, 2011 by  
Filed under Konya Sağlık Yazılarımız

default Diyaliz Nedir ?Böbrek yetmezliği ilerler ve kalıcı hale gelirse başka tedavi yöntemleri gerekir. (Hemodiyaliz, Periton Diyalizi ve ya Böbrek Nakli).

En tercih edilen ve hastanın hayat süresi ve yaşam kalitesini düzelten yöntem böbrek naklidir. Böbrek fonksiyonlarının % 90′nı kaybetmiş ise hastaya Diyaliz tedavisine başlamalıdır. Read more

Kanser İçin Yeni Bir Umut Doğdu

Ağustos 19, 2011 by  
Filed under Konya Sağlık Yazılarımız

Kanser İçin Yeni Bir Umut Doğdu, İngiliz bilim adamları, kanserli hücrelerin tümör dışına nasıl çıktıklarını ortaya koyarak, kanserin yayılmasını önlemede yeni ilaçlar üretilmesine yönelik ipuçları buldular.

Çağın tehlikeli ve yaygın hastalığı kanserin yayılmasını engellemek için yeni bir umut keşfedildi. İngiliz bilim adamları, kanserli hücrelerin tümör dışına nasıl çıktığını bularak kanserin yayılmasını önlemede yeni ilaçlar üretmeye yönelik ipuçları ortaya çıkardılar.

İngiliz Kanser Araştırmaları’nın kanserin yayılmasının engellenmesinde yeni bir anlayış sağladığı bir araştırmasında, kanserli hücrelerin hareket etmesini sağlayan JAK adında bir protein belirlenerek, kanserin yayılmasını önlemek amacıyla yeni ilaç üretmeye yönelik yeni ipuçları bulundu.

BBC’nin yansıttığı araştırmada, metastaz olarak bilinen kanserin yayılmasının ikincil tümörler daha agresif olduğu için tedaviyi zorlaştırdığı belirtilerek, kanserle ilişkili ölümlerin yüzde 90’ının metastazdan sonra meydana geldiği vurgulandı.

Cilt kanserinin tehlikeli bir türü olan melanomada kimyasal içeren hücrelerin nasıl yayıldığını araştıran Kanser Araştırmaları Enstitüsü bilim adamları, kanserli hücrelerin iki yoldan ilerlediğine dikkat çektiler.

Söz konusu tümörlerin ya iterek ya da kendilerine bir koridor açarak ilerlediği belirtilen araştırmanın lideri Profesör Chris Marshall, iki sürecinde JAK adındaki aynı kimyasal tarafından kontrol edildiğini söyledi.

Profesör Mashall, “Bizim araştırmamız bazı ilaçların kanserin yayılmasını durdurabileceğini ortaya çıkardı” dedi.(ANKA)

Her Kalp Krizi Ağrıyla Anlaşılmaz

Ağustos 16, 2011 by  
Filed under Konya Sağlık Yazılarımız

Her Kalp Krizi Ağrıyla Anlaşılmaz, Kalp krizinin habercisi olan anjina sıkıntı, ağırlık, huzursuzluk, uyuşukluk, yanma, başın veya göğsün arkasında parçalanma hissi şeklinde olabilmekte, ağrı kollara, boyna ve çeneye yayılabilmektedir.

Bayındır Hastaneleri Kardiyovasküler Cerrahi Bölüm Başkanı Doç.Dr.Yaman Zorlutuna, göğüs ağrılarının, kalbe yetersiz kan gelmesi sonucu meydana gelen göğüs ağrısı (anjina) ile karıştırıldığını belirterek, “Her göğüs ağrısı anjina değildir” dedi.

Kalp krizinin habercisi olan anjina sıkıntı, ağırlık, huzursuzluk, uyuşukluk, yanma, başın veya göğsün arkasında parçalanma hissi şeklinde olabilmekte, ağrı kollara, boyna ve çeneye yayılabilmektedir. Anjina, genellikle yorulma, yemek yeme veya sıkıntı sonucunda ortaya çıkar. Her göğüs ağrısı anjina degildir, sadece doktorunuz doğru tanıyı koyabilir. Her organ gibi kalbin de yaşamak ve görevini yapmak için kanla beslenmeye gereksinimi vardır. Kan, kalp kasına koroner arter adı verilen atardamarlar yoluyla gelir.

Damar sertliği (ateroskleroz) tüm vücuttaki damar iç duvarında yerleşebilen ve yerleştiği bölgede darlıklara neden olan bir hastalıktır. Koroner arterler de damar sertliğinden önemli oranda etkilenmektedir. Bunun sonucunda kalp kasının beslenmesi için tek kaynak olan koroner arterlerde daralmalar ve tıkanmalar oluşabilmektedir. İskemik kalp hastalığı dediğimiz bu tablo kendini genellikle ‘anjina’ adı verilen bir ağrı ile göstermektedir. Anjina her hastada olmamakla birlikte, genellikle bir kalp krizinin en önemli habercisidir. Bazen de hastalar hiç ağrı tanımlamadan da kalp krizi geçirebilmektedir.

Göğüs ağrısına ve kalp krizine neden olan koroner arterlerdeki daralmalar belli bir seviyenin üzerine çıktığında kanın akışında engel oluşturmaktadır. Bu durum kalbin yeterince beslenememesi ve dolayısıyla görevini tam anlamıyla yapamaması demektir. Bu olumsuz tabloyu ortadan kaldırmak amacıyla uygulanan cerrahi işleme koroner bypass ameliyatı denilmektedir. Koroner bypass ameliyatının amacı; varsa göğüs ağrısını ortadan kaldırmak ve oluşabilecek bir kalp krizinin önüne geçmektedir.

Türkiye’de AIDS Paniği

Ağustos 15, 2011 by  
Filed under Konya Sağlık Yazılarımız

Türkiye’de AIDS Paniği, Birleşmiş Milletler’den Dr. Broun, Türkiye’de AIDS hastalığının görülme sıklığında artış olduğunu belirterek, “Türkler cinsellik konusunda cahil. Durum endişe verici” dedi

UNAIDS Avrupa ve Orta Asya Bölgesel Direktörü Dr. Denis Broun, Türkiye’de AIDS hastalığının görülme sıklığında her yıl düzenli olarak artış olduğunu belirterek, durumu “endişe verici” olarak niteledi. Türkiye’de AIDS hastalarının yüzde 56’sına bu hastalığın heteroseksüel korunmasız seks yoluyla bulaştığını kaydeden Broun, Türklerin cinsellik konusunda “cahil” olduğunu söyledi.
Geçen hafta İzmir’de dizine protez takılacak olan hastayı AIDS’li olduğu için ameliyat etmekten çekinen doktorların da AIDS’i yeterince tanımadığını vurgulayan Broun, “Bu durum kabul edilemez. Doktorların HIV riskiyle ilgili olarak daha fazla bilgiye ihtiyacı var. Yasaya göre doktorlar hiçbir hastanın tedavisini reddedemez” dedi.

2 bin kişi tedavi görüyor
Türklerin cinsellik konusunda bilgi düzeyinin yeterli olmadığını söyleyen Broun, AIDS’le ilgili “bilinçlendirme” çalışmalarını, hükümet ile sivil toplum kuruluşlarının yapması gerektiğini kaydetti. Okullarda cinsel eğitimin önemine de dikkati çeken Broun, “HIV ile yaşayan insan sayısını bilmek ne yazık ki mümkün değil. 3 bin ile 10 bin arasında olduğunu tahmin ediyoruz. Şu anda 2 bin kişi de AIDS tedavi görüyor” diye konuştu.

Uzmanlar Şeker Zehirdir Diyor

Ağustos 14, 2011 by  
Filed under Konya Sağlık Yazılarımız

Uzmanlar Şeker Zehirdir Diyor, California Üniversitesi Pediatri Profesörü Robert H. Lustig, “Şeker bir zehirdir” uyarısında bulundu. İngiliz The Guardian gazetesine göre, Bristol ve Bangor Üniversitesi’nde gerçekleştirilen ve Appetite Dergisi’nde yayınlanan bir araştırma, günde iki şekerli bir içecek tüketmenin insanların daha şekerli yiyecek ve içecek tüketmeyi çok istemesine neden olduğunu gösterdi.

California Üniversitesi Pediatri Profesörü Robert H. Lustig ise, “Şeker bir zehirdir” uyarısında bulunarak, özellikle tatlılarda kullanılan meyve şekerli mısır şurubunun, asitli içeceklerin ve işlenmiş gıdaların tehlikeli olduğuna dikkat çekti.

ŞEKER KOLAYCA YAĞA DÖNÜŞÜR
Profesör Lustig, şekerin kaloriden çok daha fazla zararının olduğunu vurgulayarak, karaciğerin yüksek miktarda şeker ve meyve şekerinin üstesinden gelemeyeceğini ve bunun kolayca yağa dönüşeceğini belirtti.

GÜNDE 50 GRAMDAN FAZLA ŞEKER TÜKETİLMEMELİ
İngiliz Diyet Derneği ise, yiyeceklere eklenen şeker, meyve suyu ve diğer içecekler, bal, reçel gibi besinlerden günde 50gramdan fazla şeker tüketilmemesi gerektiğini tavsiye ediyor. Ayrıca, bir çay kaşığı şekerin (4 gram) yaklaşık 16 kalori olduğu belirtilerek, yarım şişe kolada 16 çay kaşığı şeker olduğu vurgulanıyor. (ANKA)

Topuk Dikenine Tedavi Uygulaması

Ağustos 14, 2011 by  
Filed under Konya Sağlık Yazılarımız

Topuk Dikenine Tedavi Uygulaması, Birçok hastayı canından bezdirir hale getirmiş bir hastalık olan topuk dikeni hastalığının tedavisi doktorları da gerçekten zorlamaktadır. Hastalar tedavi için genellikle birçok doktor, birçok tedavi yöntemi denemektedirler. Kimilerine topuktan iğne yapılmakta, kimilerine değişik tabanlıklar verilmektedir. Ancak çok az hasta tam tedavi olabilmektedir. Çoğu hasta tam olarak iyileşmemekte, hatta hiç iyileşmemektedir. Hastalarınsa aldıkları farklı yanıt ve tedavilerle kafaları karışmakta, doktorlarına karşı güvenleri sarsılmaktadır. Dr. vildan Çerçi, Mynet okurları için yazdı.

Topuk dikeni hastalığı, ayak taban kaslarının topuk kemiğine yapışma yerinde aşırı zorlanma nedeniyle oluşan yara ve bu yaranın sürekli bir hal almasıdır. Çekilen röntgen filminde, yara üzerine biriken kireç nedeniyle topukta dikenimsi bir görüntü oluşur. Bu görüntüden dolayı hastalık “topuk dikeni” olarak anılmaktadır. Hastalar özellikle sabahları yere basarken ciddi topuk ağrısı yaşarlar. Biraz yürüdükten sonra ağrı azalır. Ancak uzun süre ayakta kalınca ya da yürüyünce ağrı tekrar artar. Bazı hastalar ağrı nedeniyle parmak ucunda yürümek zorunda kalırlar.

Topuk dikeni hastalığı için en yaygın uygulanan tedavi lokal kortizon enjeksiyonudur. O bölgede oluşan yara ve ödemin iyileşmesini sağlayarak tedavi eder. Ancak çoğu hastada hastalık tekrarlamaktadır.Maalesef kortizon 1-2 enjeksiyondan sonra dokularda zayıflamaya yol açtığından, yapılması tavsiye edilmez. Günümüzde tabanlık uygulamaları da son derece gelişigüzel yapılmakta, bu konuda yetişmiş personel sıkıntısı çekilmektedir. Uygun tabanlık verilmediğinden,hastalar kullandıkları tabanlıktan genellikle memnun kalmamaktadırlar.

Egzersizin önemi ve devamlılığı konusunda hasta yeterince bilgilendirilip, motive edilmemektedir.Sonunda hastaların büyük kısmı kendi haline bırakılmaktadır. Olayın cerrahi boyutuna ise gerçekte çok az ihtiyaç duyulmaktadır.

O halde ne yapılmalıdır?
1.Hastanın ayak taban problemi mutlaka ortaya konulmalıdır.Dengeli basmayı sağlayacak uygun tabanlık verilmeli
2.Uygun egzersizler gösterilerek bu egzersizlerin faydaları hakkında hasta ayrıntılı biçimde bilgilendirilmeli,hasta tarafından yapılması sağlanmalı
3.Topuktaki oluşmuş yarayı ve ödemi iyileştirmeye yönelik LAZER tedavisi

Kliniğimizde bu uygulamarla hastalarımızda % 80 oranında başarı elde ettik. Yaklaşık 6ay- 1 yıllık takiplerimizde hastaların iyilik halleri devam etmektedir.Tedavide başarı, şikayetleri bir yılı geçmemiş hastalarda daha çabuk ve kalıcı olmaktadır. Hastanın iyilik halinin devam etmesi, egzersizlerini düzenli yapması ve tabanlık kullanmasına bağlıdır.Şikayetlerinin süresi 2-3 yılı geçmiş hastaların tedavisi güç ve uzun olabilmektedir. Bu hastalarda yukarıdaki tedavilere ek olarak gece boyunca takılması gereken apareyler oldukça iyi sonuç vermektedir.

Sigara İçenler Dikkat!

Ağustos 14, 2011 by  
Filed under Konya Sağlık Yazılarımız

Sigara İçenler Dikkat!, Dünyada ölüm nedenleri arasında dördüncü sırada yer alan KOAH hastalığından her yıl 3 milyon kişi hayatını kaybediyor. İstanbul Medipol Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Erdoğan Kunter, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı’ndan (KOAH) her yıl dünyada 3 milyon insanın hayatını kaybettiğini söyledi. KOAH’ın dünyadaki ölüm nedenleri arasında dördüncü sırada yer aldığını belirten Prof. Dr. Erdoğan Kunter, “Dünyada 600 milyon, ülkemizde ise 3 milyon KOAH hastası olduğu tahmin edilmektedir” dedi.

Hastalığın özellikle sigara içenlerde görüldüğüne dikkat çeken Kunter, “KOAH, akciğerdeki bronş adı verilen hava yollarında ve akciğer dokusunda harabiyete yol açarak nefes darlığına sebebiyet veren bir hastalıktır. Amfizem ve Kronik Bronşit terimleri de bu hastalık için kullanılabilmektedir. Öksürme, balgam çıkarma ve nefes darlığı hastalığın en önemli belirtileridir” diye konuştu.

Hastalar farkında değil
KOAH’lı hastaların büyük çoğunluğunun henüz hastalığının farkında olmadığını da hatırlatan Kunter, şöyle devam etti: “Sigara içenler öksürük ve balgam çıkarma gibi yakınmalarının sigaranın yol açtığı normal reaksiyonlar olduğunu düşünmektedirler. Halbuki, öksürmek ve balgam çıkarmak bu hastalığın erken belirtilerindendir.”

“Günde birkaç kereden fazla mı öksürüyorsunuz? Çoğu gün balgam çıkartıyor musunuz? Yaşıtlarınıza göre nefesiniz daha kolay mı daralıyor? Yaşınız 40’ın üzerinde mi? Şu an sigara kullanıyor musunuz veya daha önce kullandınız mı?” diyen Prof. Dr. Erdoğan Kunter, “Eğer bu soruların 3’üne veya daha fazlasına ‘evet’ dediyseniz, doktorunuza KOAH olup olmadığınızı sormalısınız ve tanı koymak için spirometri (nefes testi) yaptırmalısınız” dedi.

Kunter, çok kolay ve ağrısız olan bu testte, cihaza bağlı plastik bir boruya bütün gücünüzle üflemenin yeterli olacağını ifade ediyor.

Paniğe kapılmayın!..
KOAH olup olmadığınızı ne kadar erken öğrenirseniz ileride akciğerlerinizde oluşabilecek daha kötü hasarlardan kendinizi o kadar erken korumuş olacağınızı da belirten Prof. Dr. Erdoğan Kunter, şunları kaydetti: “Doktorunuza danıştıktan ve nefes testi yaptırdıktan sonra KOAH’lı olduğunuzu öğrenirseniz, sakın paniğe kapılmayın. Öncelikle sigarayı bırakın. Düzenli egzersiz yapın. Her yıl grip aşısı ve 5 yılda bir zatürre aşısı olun. Doktorunuzu önereceği tedaviyi uygulayın. KOAH’ın tedavisinde özellikle nefes yoluyla alınan ilaçlar, akciğer rehabilitasyonu, oksijen tedavisi ve basınçlı hava veren cihazlar (BPAP, CPAP) gibi yöntemler kullanılabilmektedir.”

Rejimle Beyin Hücrelerine Gelen Zarar

Ağustos 11, 2011 by  
Filed under Konya Sağlık Yazılarımız

Rejimle Beyin Hücrelerine Gelen Zarar, Rejimle kilo vermeye çalışanlarda, besin eksikliğinin beyin hücrelerinin birbirini yemesine yol açtığı, bunun da açlık hissini daha da artırdığı bildirildi. ANKARA (A.A) – İngiliz basınında çıkan haberlere göre, New York’taki Yeşiva Üniversitesi Albert Einstein Tıp Fakültesi araştırmacıları, vücudun diğer bölgelerinde olduğu gibi beyin hücrelerinin de kıtlığa karşı son enerji kaynağı olarak kendisine başvurduğunu saptadı.

Araştırmacılar, vücudun bu duruma yağ asitleri üreterek cevap verdiğini ve bunun da beyindeki açlık sinyallerini ve dolayısıyla yeme isteğini daha da artırdığını belirtti.

Bulgu, rejim yapan birçok kişinin kilo verememe nedenine de açıklık getiriyor.

Bilim adamları, bu bulgunun, yeni bilimsel olarak kanıtlanmış kilo verme yöntemlerinin bulunmasını sağlayabileceğini belirtti.

Fareler üzerinde yapılan deneylerde, ”otofaji” olarak bilinen beyin hücrelerinin kendi kendini yemesini önlemenin, besin kıtlığına karşı açlık seviyesinin yükselmesine de engel olduğu belirlendi.

Gribe Karşı Antikor Keşfedildi.

Ağustos 10, 2011 by  
Filed under Konya Sağlık Yazılarımız

Gribe Karşı Antikor Keşfedildi., Amerikalı bilimadamları, grip virüsünün bilinen 36 türünden 30′unu etkisiz hale getirebilen bir antikor keşfetti.

CH65 adı verilen yeni antikor, grip virüsünün bulaştığı hücrelerde yerleşmesini sağlayan ve yüzeyinde bulunan “hemagglutinin” adı verilen protein üzerinde etkili oluyor.

Hemagglutinin, her yıl mutasyona uğrayarak virologların her sezon yeni bir grip aşısı üretmeleri zorunda bırakıyor.

CH65, hemagglutininin doğal reseptörü olan siyalik aside büyük miktarda sahipmiş gibi davranarak, virüsün hemagglutininli kısımlarına yapışıyor ve bunun insan hücrelerine bulaşma kapasitesini azaltmadan mutasyon yapamamasına neden oluyor.

Araştırmanın başında yer alan Boston Çocuk Hastanesi’nden Dr Stephen Harrison, çalışmalarının kendilerine, insan bağışıklık sisteminin gribe yanıtını uyumlu ve virüs türlerinin tamamını etkisiz hale getirebilecek antikorlar üretebileceğini öğrettiğini belirtti.

Şu anda bir grip aşısı geliştirmenin şansa bağlı olduğunu söyleyen Dr Harrison, “Vücudun bağışıklık sisteminin iyi yönde ilerleyeceği umuduyla, zayıflamış bir virüsü ya da virüsün bir kısmını kullanarak ilaç yapıyoruz. Ancak, çok hızlı mutasyona uğrayan gribin sorumlusu olan bu gibi virüsler için aşıda kullanılan virüsü bazen bloke edecek, böylece bağlı türleri de engelleyecek daha etkili bir yanıt vermek istiyoruz” dedi.

AA

Hayat Kurtarmada Oksijen Testi

Ağustos 8, 2011 by  
Filed under Konya Sağlık Yazılarımız

Hayat Kurtarmada Oksijen Testi, En sık rastlanılan doğumsal anormallikler arasında olan ve erken tanının önemli olduğu kalp hastalıkları bir testle belirlenebiliyor.

LONDRA(ANKA)- Uzmanlar, hızlı ve ucuz olan oksijen testinin, doğuştan kalp hastalığı olan bebeklerin hayatını kurtarabileceğine dikkat çekerek, bu testle ciddi anormalliklerin yüzde 75’inin tespit edildiğini vurguladı.

Ünlü tıp dergisi The Lancet’da yayınlanan 20 bin 55 yeni doğan bebeğin incelendiği bir çalışma, kandaki oksijenin analizinin yapıldığı, hızlı ve ucuz olan oksijen testinin, doğuştan kalp hastalığı olan bebeklerin yaşamını kurtarabileceğini gösterdi.

BBC’nin yansıttığı araştırmada, kalpte delik ve kapakçık gibi doğuştan kalp hastalıklarının neredeyse her 145 bebekten birinde görüldüğüne dikkat çekilerek, hamilelik süresince ultrasonla ya da doğumdan sonra kalbin dinlenmesiyle hastalıkların tespit edildiği, ancak başarı oranının düşük olduğu vurgulanıyor.

İngiliz Kalp Derneği’nin “gerçek bir fark yaratabildiğini” söylediği oksijen testinin, 5 dakikadan daha kısa bir sürede yapıldığı ve ciddi anormalliklerin yüzde 75’inin tespit edildiği, geleneksel yöntemlerle birleştirildiğinde ise bu oranın yüzde 92’ye çıktığı belirtiliyor.

Araştırmanın lideri Birmingham Kadın Hastanesi’nden Doktor Andrew Ewer, bu testin var olan tarama yöntemlerine değer kattığını ve doğuştan gelen önemli kalp hastalıklarının tanımlanmasında faydalı olduğunu ifade ediyor.(ANKA)